SON DAKİKA
Çok uluslu savunma projeleri, günümüz güvenlik mimarisinin en stratejik unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Birden fazla ülkenin ortak finansman, teknoloji ve askeri kabiliyet paylaşımıyla hayata geçirilen bu projeler, savunma maliyetlerini düşürürken caydırıcılığı artırmayı hedefler. Özellikle artan bölgesel tehditler, asimetrik savaş unsurları ve ileri teknoloji gereksinimleri, ülkeleri tek başına hareket etmek yerine kolektif savunma anlayışına yönlendirmiştir. Bu kapsamda hava savunma sistemleri, savaş uçakları, füze teknolojileri ve siber güvenlik altyapıları gibi kritik alanlarda geliştirilen projeler, sadece askeri değil jeopolitik iş birliklerini de güçlendirmektedir.
Teknik açıdan bakıldığında çok uluslu savunma projeleri; ortak Ar-Ge merkezleri, standartlaştırılmış üretim süreçleri ve entegre komuta-kontrol sistemleriyle dikkat çeker. NATO çatısı altında geliştirilen birçok proje, üye ülkeler arasında operasyonel uyum sağlamayı amaçlarken; Airbus ve Lockheed Martin gibi küresel savunma şirketleri bu projelerde kritik rol üstlenir. Tarihsel olarak bu tür iş birlikleri, Soğuk Savaş döneminde ivme kazanmış ve zamanla teknoloji transferi, lojistik entegrasyon ve uzun vadeli savunma planlaması açısından vazgeçilmez hale gelmiştir. Günümüzde çok uluslu savunma projeleri, yalnızca askeri üstünlük değil, aynı zamanda stratejik bağımsızlık ve sürdürülebilir güvenlik hedeflerinin de temel taşı olarak değerlendirilmektedir.